Beynim Kekeme mi? – 1

Meditasyonlarda Beklenti

-Beklentiyi bırak!

-İyi de nasıl?

-Beklentiyi sadece ondan vazgeçerek bırakabilirsin.

-İyi de nasııııl?

-Vazgeçmen gerektiğinin farkına vararak.

-Nasıl farkına varayım?

Diye devam eden bol kısır döngülü bir diyalogdan sonuç çıkmayacağı aşikardır. Çünkü esas meselenin ne olduğu, en basit-yalın haliyle ortaya konamamıştır.

Başkalarıyla, daha çok da kendimizle, yaptığımız böylesi sohbetlerde bu tip kısırdöngülere düşmemiz kaçınılmazdır. Zira zihnimiz yılların birikimiyle tortularından sıyrılmamış haldedir; pek çok kavram, olgu, yorum olması gerektiğinden çok uzakta anlamlara bulanmıştır. Ve bu olayları-olguları basit-yalın haliyle görmemizin önündeki muazzam bir engeldir.

Kendimden yola çıkarsam, ne olduğunu bildiğimi zannettiğim “yaşamda yıkıcı etkisi olan beklenti” mevzuu söz konusu olduğunda, anlayışımın böylesine karman çormanlaşmış olduğunu görüyorum.

Mesela ne yaparsam yapayım meditasyona oturduğumda;

“Bakalım derinleşebilecek miyim? Bakalım gevşeyecek miyim? Ne kadar sürerse sürsün, ayağım-belim kopsa da 1 saatten önce kalkmak yok!” gibi beklentilerden sıyrılamıyordum.

Di’li geçmiş zaman kullandım. Acaba niye? :o)

Beynimiz Nasıl Çalışıyor?

Evet beklentinin tanımını biliyorum. Beni nasıl ele geçirdiğini, hayatımdaki pek çok engelin kaynağı olduğunu, en özelde meditasyonlarımı mahvettiğini sezebiliyorum. Bu konuda deneyimli dostlarımla sohbet ediyorum, okuyorum, araştırıyorum.

Ama zihnim, fiili ya da bilişsel olarak, söylenenleri öyle bir filtreden geçiriyor ki, ağızdan çıkan kelimelerle, benim dimağımda oluşan cümleler bütünleşemiyorlar.

Diyelim ki arabanızın havalandırma filtresinin bozuk ya da eskimiş olduğunu düşünün. Aracın içine giren havanın nahoşluğunu hemen fark edersiniz. Çünkü beyniniz, duyularınıza çarpan ve algılarınızda çok düşük düzeyde bile olsa farklılık yaratan değişikliğin hemen farkına varır. Buna algı eşiği diyelim. Sürekli kullandığınız algı eşiğiniz de bir filtredir aslında. Çoğu zaman da işe yarar, hayatınızı kolaylaştırır.

Ama söz konusu zihin olduğu zaman işler böyle yürümüyor. Çünkü beyin, duyu organlarından aldığı uyarıcılarla bilgiyi işlemeye alışkınken, biz ona bir de “zihni de duyusal bir stimulant” olarak tanıtıp, düşünceleri birer uyarıcı olarak işlemesini öğretmek durumundayız.

Ayrıca bunu yaparken çok dikkatli, sabırlı ve basit olmalıyız. Zira beyin, bilişsel eylemlerinde geçmiş tecrübelerini hesaba katıp, onlara olduğundan fazla önem atfedip, sıklıkla çelişkiye düşer.

Böylesi bir durumda da kendini güvenli hissedeceği alanlara çeker: Yani bu tür uyuşmazlıklardan kaçınan kişi (beyin) alışkın olduğu, tanıdığı, tavsiye edilen, onaylanmış eylemleri, mantıklı hale getirerek, tercih eder.

Kısaca, kendini kandırır!

Bu kandırma süreçleri genellikle bilinçdışında gerçekleşen eylemlerdir. Bilincin farkına varması için ya bunun üzerine çalışan, değerlendiren ve dış zihinlerden geri bildirim alma açıklığında olan biri olmamız gerekir. Ya da (oraya varmak üzere çok çaba sarf etmem gerektiğini bildiğim) düşünceyi filizlenirken yakalama maharetine sahip olmamız lazımdır.

Peki Bu Açmazdan Nasıl Çıkacağız?

Yukarıda paylaştıklarım üzerine daha pek çok şey söylenebilir. Ama konunun özüne dönüp, bir nebze de olsa içselleştirebildiğimi zannettiğim (çünkü çelişki söz konusu olduğunda kurnaz egom beni hemen ve sürekli kandırma savaşında halen) ve uygulamaya çalıştığım yöntemleri paylaşmak istiyorum.

Konunun özü neydi: Beklentiyi nasıl bırakacağız?

Öncelikle artık şunun farkında olduğumu söylemeliyim: Beklentinin gerçekleşmesi tamamen benim kontrolümün dışındadır. Tıpkı dışarıda öten kuş, çalan cep telefonu, gerçekleşmeyen bir vaat gibi. Bunların olmasını ya da olmamasını istemek bir beklentidir. Hepsi de olanca belirsizlikleriyle, hayatın doğal akışındaki birer olaydır (etkidir). Hayal kırıklığı işte bu doğallığı kavrayamayan zihnimizin yarattığı duygusal bir tepkidir.

Yani asıl konu, bizim bu olaylara verdiğimiz tepkilerdir.

İkinci olarak şunu kendime sürekli hatırlatıyorum: Beklenti de bir fikirdir, düşünsel bir pratiktir. Ben onu pratik ettikçe ustalaşıp, kolaylıkla yapar hale geliyorum. E yıllardır beynim alışılagelmiş kalıplarda eğitilip güdülendiğinden, kendinden bekleneni yapıyor ve ben  beklentileri sürekli zihnimde döndürüp duruyorum: Bu iyi gelirse diğerini de alırım! O böyle olmalı! Şu şöyle olursa bunu böyle yaparım! Vs. vs.

Üçüncü olaraksa: Eğer beklentim varsa, zihnim beklentiyi oluşturan fikrin ardındaki bir şeyler sayesinde ona takılıp kalıyor. O şeyler beni çizik plak gibi sürekli başa döndürüp duruyor, o fikri tüketemiyorum, unutamıyorum.

Bunlar arzu ve endişeden başka bir şey değiller.

Beklentinin ansızın zihne düşen, gelip geçen bir düşünceden farkı işte bu: Arzu ve endişeyle destekli bir fikir olması. Bu bağımlılık acıya olan bağlılığımızın da bir etkisi aslında. Beklentilerim, acıya doğru yol almamı sağlayan çok kuvvetli rüzgarlar!

Peki takılıp kaldığım bir fikri nasıl aşabilir, unutabilirim?

Bunu da bir sonraki yazımda paylaşmak üzere…

Sevgiler,

                  

Yazar Hakkında Bütün yazıları göster

Mustafa Yücelgen