Beynim Kekeme mi? – 2

Beklenti ve Beyin

Merhaba!

Kimi düşünceler ansızın belirir zihinlerimizde. Nerden geldiğini bilemediğimiz, bilinçaltında yolunu kaybetmiş ve çaresizce sizin ona ilgi göstermenizi bekleyen fikirlerdir bunlar. Kimi zaman beyninizi gıdıklarlar. Onlardan hoşlanırsınız. Evirip çevirip bir kenara bırakırsınız bir süre sonra. Kimileri acımasızdır. Olanca gaddarlığıyla beyninizi yakarlar. “Nerden geldi şimdi bu aklıma?” deyip pişmanlık gösterirsiniz.

Ama nihayetinde hepsi geçer giderler.

Ama bazı düşünceler vardır, çizik plak gibi zihnimize takılıp kalırlar. Adeta beyin kekelemeye başlar. İki yanından arzu ve endişe adlı gardiyanları koluna girmiş bu fikirlere ben beklenti diyorum.

Beklentisizliğe evrildikçe zihnim, özgürleştiğimi hissediyorum. Hafifliyorum.

Beklentileri aşmak üzere uygulamaya çalıştığım yöntemleri de şimdi teker teker paylaşmak istiyorum:

Şimdiye kadar 3 yöntem bulabildim ve üzerlerinde çalışmaya başladım: İlk ikisi zaten bildiğimiz, söylene gelen ama henüz alışkanlığa dönüştüremediğim için benim için aksayan yöntemler.

1-Beklenti bir düşüncedir. Ona da diğer tüm düşüncelerim gibi davranıyorum. Oluştuğunu gözlemleyip, bırakmaya çalışıyorum. Bırakmak çok zor; çünkü ortada alışkanlık var.

O zaman bırakma sürecine destek olmak için yaşamımda o an her ne yapıyorsam ona yeniden odaklanmanın bir yolunu buluyorum. Ne zaman? Yaptığım herhangi bir şeyle ilgili içimde beklenti oluştuğuna dair bir fikir doğduğunu fark ettiğim zaman. Mesela “Şu an bunu yapıyorum! Bundan başka odaklanmam gereken bir şey yok.” gibi içsel seslendirmeyle gözlem yapmak ve kademe kademe bunu sürdürmek çok basit ve iyi gelen bir yöntem.

Meditasyonlarımdaysa nefesime, nefes yoluma, ya da dantienime odaklanıyorum. Diğer tüm düşünceler gibi sönümlenmesini izliyorum.

2-Beklenti düşünsel bir pratiktir. O halde bunun pratiğini yapmayı bırakıyorum. Beklentisizliği hayatının her anında düstur edinme gayretindeyim. “Sanki çok kolaydı!” diyebilirsiniz. Lakin hayatın içindeki her şeyi, doğanın ansızın gelen bir etkisi olarak görmek ve bunun kontrolümde olmadığı üzerine pratik yapmak en azından bir nebze ilerleme yor. Bu bir anlayış geliştirme çabasından başka bir şey değil. Beklentiyi besleme yerine, beklentiyi bırakma alıştırması diyelim buna.

Şimdi, burada sorulagelen güzel bir soru var: Peki beklentisizlik hayatta önümüze hedefler koymamak, amaçsızca yaşamak mı demektir?

3-Beklentisel Kaçınma Tepkisi Kuramı: 3. çözüm ise bu konuda araştırma yaparken kendimce bir bağlantı bulduğum ve derinine daldıkça çok da yanılmadığımı gördüğüm bir kuramdan geldi:

Bu kuram modern psikoloji ve öğrenme kuramcılarından Dr. Wendell Johnson’ın kekemelik üzerine yaptığı araştırmaların sonucu ortaya koyduğu bir önermedir.

Dr. Johnson aynı zamanda 1939 yılında tüm dünyanın çok tepkisini çeken, ama bir o kadar da çocuk ve insan doğasının derinden anlaşılmasına yol açan kötü şöhretli Canavar Çalışmasını yürüten bilim adamıdır:

https://en.wikipedia.org/wiki/Monster_Study

http://www.spring.org.uk/2007/06/monster-study.php

Dr. Johnson kuramını şöyle açıklıyor: “Kekeleme, kekemenin kekelememek için yaptıklarıdır. Kekemelik denilen sorun konuşmadaki duraksamalar ve tekrarlamalardan çok daha fazla şeyi kapsar. Kekemelik konuşanı, konuşanın konuşma biçimini ve hislerini kapsadığı gibi aynı zamanda dinleyen kimseleri, dinleyenlerin konuşanın konuşma biçimi hakkında hissettiklerini ve buna karşı gösterdikleri tepkileri de kapsar.”

Buradan görüldüğü üzere kekeleme aslında korku ve beklentiyle oluşuyor. Yapılan deneylerin ortaya koyduğu çıkarıma göre, beklentisel zorlanma olarak da adlandırdığı kekemelik çocuğun normal takılmalardan kaçınma çabasıdır. Bu görüşe göre çocuk/kişi, “zor” olarak algıladığı kelimelerle karşılaştığında, bunlara takılmamak için normalden fazla çabalar ve kekemeliğin ortaya çıkmasına neden olur. Bir açıdan bakılırsa da kişinin kendinde konuşma güçlüğü olduğu inancından kaynaklanmaktadır.

Şimdi gelin bu ilginç hipotezi bize uygulayalım: Eğer beklenti varsa, endişe varsa, beyin kekelemeye başlıyor!

Odadaki tek fil ben değilim!

Yaptığım her ne ise, eğer bu süreçte çok hassas olur, onu benleştirirsem, işte o zaman hapı yuttum demektir. Bu sefer beklenti “Başkalarına da oluyor mu? Yoksa ben mi böyleyim? Başkaları ne der? Biri gördüyse benimle dalga geçecekler!” gibi endişeler silsilesine dönüşüyor. Nihayetinde kendimi odadaki fil gibi hissetmeye başlıyorum.

Önce kendimize, sonra başkalarına nihayetinde de doğaya bunca yüklenmenin hiçbir anlamı, olumlu sonucu yok. Beklenti geliştirdiğimiz olaylar ve kişiler, kekeme bir çocuğun endişe duyduğu, “telaffuzunun zor” olduğuna inandığı kelimelerden ve onu izleyen insanlardan başka bir şey değil.

Nihayetinde bu tip durumlarla yüzlerce kez karşılaştık. O halde kişilerden utanmamıza ve olaylardan korkmamıza gerek yok. Çünkü:

HEPİMİZ AYNI DURUMDAYIZ!

Arzu ve endişelerin pençesindeyiz.

OK! O halde beklentiler, aslında dönüp dolaşıp arzu ve endişeler olarak karşımıza çıkıyor.

Yaşamımızda beyin kekelemeye başladığında bunun farkına varmamız, artık sanırım pek çoğumuz için, kolay bir süreçtir diye tahmin ediyorum. (Tabi ki bu benim yorumum. Kendinizde lütfen bunu test edin.)

Farkına vardığımda, kendimi yargılamak yerine kendime minik bir sesle uyarıda bulunuyorum. Bu uyarılar sakinleş-bırak-yine yapıyorsun gibi eleştirel kelimeleri de içermiyor.

Tam tersine bunun benim, zihnimin doğal bir parçası, “tatlı bir garipliği” olduğunu hatırlayıp gülüp geçiyorum. Dönüp nefese odaklanıyorum. Şimdiye dönmenin olağanüstü rahatlatıcı ılıklığını duyumsuyorum. Gevşiyorum. Yargılardan uzak durmaya çalışıyorum.

Nihayetinde yargılar da beklentinin başka bir formudur.

Tabi ki özellikle meditasyonlarımda, beklentiler yine-yeniden farklı ve komik cümlelerle var olma inadındalar:

“Hapşırmayaydı(m) iyiydi. Bozuldu gitti meditasyonum!”

“Bitti bacaklarım. Derinleşemiyorum bi türlü.”

Gülüp geçiyorum. Ciddiye almıyorum!

Üzerinde durulabilecek fikirler belki de şunlar olabilir: “Yalnız değilim. Herkes benim geçtiğim bu yoldan geçti, geçiyor ve geçecek. Beklentim olması normal. Bunlar da diğer düşüncelerim gibi. Onların artık farklındayım. Güvendeyim.”

Bunlar, Dr. Johnson’ın kekemelik konusunda yaptığı çalışmaların ışığında, kekemelik tedavisinde de uygulanan yöntemlerdir.

İnsanın hayattaki en büyük eleştirmeni kendisidir. Yaşadığımız sorunlar ne olursa olsun insanın kendisiyle dalga geçebilmesi, başkalarının kendisiyle dalga geçmesi endişesini büyük oranda ortadan kaldırıyor diye düşünüyorum.

Bu yüzden aynı şeyin beklentiler için de uygulanabilir olduğunu söyleyebilirim: Beklentiler zihnimizde pıtır pıtır ortaya çıktığında, bunları ciddiye almadan sönümlenmesini gözlemlemek, hayattan beklentilerimizi de azaltabilir. Nihayetinde bunların hepsi birer düşüncedir.

Daha önce sorduğum sorunun da cevabını vererek şimdilik vedalaşalım:

Beklentisizlik hayatta önümüze hedefler koymamak, amaçsızca yaşamak mı demektir?

Asla! Kaçınmamız gereken planlar yapmak veya hedefler koymak değildir. Kendimizi beklentilerden ibaret kılmak veya sonuçlara yapışık kalmaktır esas kaçınılması gerekenler.

Beklenti yoksa, daha özgürüz. Sonuçlar için değil, ama koyduğumuz hedefler veya yaşam amaçlarımızdaki değerler için elimizden geleni yapmaktır doğru çaba.

Bu yüzden doğru çabanın 8 Basamaklı Soylu Yol’un bir parçası olduğunu her daim aklımda tutuyorum.

Çok sevdiğim bir meditasyon tarifi var: Meditasyon kendini unutma sanatıdır!

Kendinizi unutabilmeniz dileğiyle…

Sevgiler

                  

Yazar Hakkında Bütün yazıları göster

Mustafa Yücelgen